Kategoriler
KÜLTÜR-YAŞAM

Osmanlı’nın ‘en büyük atası’: Ertuğrul Gazi

Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna giden yolda dirilişin mimarı olan Ertuğrul Gazi, hem liderliği hem de oğlu Osman Bey’e yol göstericiliğiyle asırlara hükmeden medeniyetin tohumlarını attı.

Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen ancak 1189-1281’de yaşadığına inanılan Ertuğrul Gazi ile Halime Hatun’un, evliliklerinden Osman, Saru Batu (Savcı Bey) ve Gündüz olmak üzere 3 oğulları oldu.

Sivas yakınlarında Moğollar ile savaşında Anadolu Selçukluları’nın yardımına koşan Ertuğrul Gazi ve beraberindekiler, zafere büyük katkıda bulundu. Bunun üzerine Ertuğrul Gazi’ye, Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubad tarafından Ankara civarındaki Karacadağ bölgesi “ikta” olarak verildi. Ertuğrul Gazi, 1230’da aşiretiyle Bilecik’in Söğüt ve Kütahya’nın Domaniç ilçesi sınırları içinde kalan bölgeye geldi.

Kayı Boyu’na liderlik ederek çevresindeki beylik ve devletlerle iyi ilişkiler kuran Ertuğrul Gazi’nin vefatından sonra yerine oğlu Osman Gazi geçti.

Osmanlı padişahlarından Çelebi Mehmed tarafından yaptırıldığı rivayet edilen Söğüt’teki Ertuğrul Gazi Türbesi’nin, 3. Mustafa ve 2. Abdülhamid dönemlerinde restorasyonu yapıldı.

Her yıl eylülün ikinci haftasında Ertuğrul Gazi anısına Söğüt’te düzenlenen etkinliklerin 739’uncusu yarın ve 12 Eylül Cumartesi günü gerçekleştirilecek. Yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle etkinlikler sınırlı sayıda katılımcıyla yapılacak.

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Yakınçağ Tarihi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halim Demiryürek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sivas yakınlarındaki savaşın önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtti.

Bu savaştaki hizmetlerinden dolayı Ertuğrul Gazi’ye, Karacadağ bölgesinin yurt olarak verildiğini anlatan Demiryürek, şöyle konuştu:

“Burada bir müddet kaldıktan sonra oğlu Savcı Bey’i Selçuklu Sultanı’na gönderen Ertuğrul Gazi, yeni bir yurt istemiştir. Bunun üzerine Selçuklu Sultanı, Ertuğrul Gazi’ye Söğüt ve çevresine yerleşebileceklerini söylemiştir. Bugünkü Pazaryeri ile İnegöl arasında yer alan bölgede gerçekleşen savaşta da Ertuğrul Gazi ve beraberindekilerin desteğiyle Selçuklu Sultanı yeni bir zafer daha kazanmıştır. Bu hizmetinden dolayı Eskişehir ve çevresi yine yurt olarak verilmiştir. Ertuğrul Gazi, emrindeki güçlerle Karacahisar’ı, akabinde de Söğüt’ü fethetmiştir.””Hadiseleri kurmayı bilen ve olayların seyrini gören biridir”

Demiryürek, Kayı Boyu’nun, Söğüt’ün fethinden sonra büyük gelişme gösterdiğini vurguladı.

Osmanlı Devleti’nin bu topraklarda kurulduğunu hatırlatan Demiryürek, “Ertuğrul Gazi, Söğüt’e yerleştikten sonra hem Bizans boylarıyla mücadelesini sürdürmüş hem de diplomasiyi kullanmak suretiyle Rum tekfurlarıyla yakınlaşmaya çalışmıştır. Kışları Söğüt’te, yazları Domaniç yaylalarında bulunan Ertuğrul Gazi, bu süreçte mücadelesine uç beylerini de dahil etmiştir. Kayı aşireti zaman içinde daha da büyümüştür.” dedi.

Ertuğrul Gazi’nin zeki, adil ve diplomatik bir kişiliğe sahip olduğunu dile getiren Demiryürek, “Hadiseleri kurmayı bilen ve olayların seyrini gören biridir. Teşkilatçı yapısını da her zaman göstermiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

Doç. Dr. Demiryürek, Ertuğrul Gazi’nin yaşının ilerlemesinin ardından aşiretin yönetiminin oğlu Osman Gazi’ye geçtiğini söyledi.

Ertuğrul Gazi’yi Osmanlı Devleti için sembol bir isim olarak nitelendiren Demiryürek, “Osmanlı Devleti’nin meşruiyet kaynaklarının başında gelmektedir. ‘En büyük ata’ olarak bilinen Ertuğrul Gazi, çok büyük bir hürmet görmektedir. Vefatından sonra Kayı Boyu ve Karakeçili aşireti, Ertuğrul Gazi’nin türbesini bir ziyaret yerine dönüştürmüştür.” ifadelerini kullandı.

Demiryürek, Sultan 2. Abdülhamid döneminde Karakeçililerin her sonbaharda türbeye gelmeleri ve bu bölgede Türk adetlerine göre silah ve at oyunları oynayarak Ertuğrul Gazi’yi anmalarına resmi bir hüviyet kazandırıldığını sözlerine ekledi.

AA

Kategoriler
GENEL KÜLTÜR-YAŞAM

Salgının sanatsal ifadeleri ‘covidoscope.org’da

Yunus Emre Enstitüsünün (YEE), yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) küresel çapta duygusal ve sanatsal dışavurumlarına ayna tutan Covidoscope projesi, internette Türkçe, İngilizce, Arapça ve İspanyolca dillerinde ziyarete sunuldu.

Dijital ortamda yaşayacak olan Covidoscope koleksiyonunda, Türkiye, İngiltere, Rusya, Almanya, Hindistan, Avustralya, Meksika ve İran’ın da aralarında olduğu, farklı coğrafyalardan sanatçı, kurum veya girişimcilerin salgın dönemi ortaya çıkardıkları eserler yer alıyor.

Sanat yoluyla meydana getirilen “dijital hafıza” çalışması olan projenin danışmanları arasında “İnsan Duyguları Kitabı”nın yazarı Dr. Tiffany Watt Smith, tarihçi, çevirmen, yazar Saadet Özen ve psikiyatr Prof. Dr. Kemal Sayar yer alıyor.

Kovid-19’un zor dönemlerinde tüm dünyada oluşturulan eserlere özel hazırlanan kültür envanteri tüm dünya insanlarına açık kaynaklı bir arşiv imkanı sunarken, diğer taraftan koleksiyona yeni ürünler katılmaya devam edecek.

Dijital ortamda yaşayacak olan Covidoscope koleksiyonunu www.covidoscope.org’da farklı şekillerde gezmek mümkün olacak. Dünya haritasında bir güzergah belirlenerek ya da duygulara ve temalara göre düzenlenmiş, kültürel arka plana dair verilerin de bulunduğu galerilerde izleyici kendine bir yol çizebilecek.”Covidoscope, unutkanlık çağında belleğimizi tazeliyor”

YEE Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş, projeye ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, ismin “çiçek dürbünü” olarak tanımlanan “kaleydoskop”tan ilham aldığını belirterek, salgın dönemini özel bir mercekten göstermek istediklerini dile getirdi.

Ateş, projeyle duygular ve sanat gözüyle salgın dönemine ayna tutmak istediklerini söyleyerek, “Kaleydoskop’ta aynaların birbirine yansımasıyla renkli ve ahenkli bir görüntü ortaya çıkıyor. Bu sefer bu zorlu dönemi atlatmak için kendi ruhlarına ve çevrelerine ayna tutan sanatçılar sayesinde renkli ve ahenkli bir görünüm oluşuyor. Biz de bu görünümü Covidoscope’la yansıtmak, iyilik ve güzelliği paylaşmak, umut ve dayanışmayı çoğaltmak istedik. Çok çeşitli sanat dallarından örnekler, insanların birlik ve dayanışmasını gösteren farklı girişimler, sınırlı şartlar altında sanatın sürdürülebilmesi için üretilen yeni yaklaşımlar ve çok farklı bakış açıları, Covidoscope seçkisinde yer alıyor.” dedi.

Projenin danışmanlarından Kemal Sayar ise insanlığın, ortak bir kader etrafında kenetlendiği karantina günlerinde, insanın hayal gücünü ve umut edebilme yeteneğini gözler önüne serdiğini dile getirerek, “Biz insanlar belki başımıza gelen olayları seçemiyoruz ancak o olaylara hangi tepkiyi verebileceğimizi seçebiliyoruz. Covidoscope unutkanlık çağında belleğimizi tazeliyor ve umutsuzluk çağında, insanın içindeki iyiliğe inanmamız için hala nedenlerimiz olduğunu fısıldıyor.” değerlendirmesinde bulundu.Koleksiyonda “Jet Sosyete” dizisiyle Gülse Birsel de yer alıyor

Koleksiyonda, Türkiye’nin yanı sıra 40’ın üzerinde ülkeden eserler yer alıyor.

Gülse Birsel’in kaleme aldığı ve başrol oyuncusu olduğu “Jet Sosyete” dizisinin, salgın döneminde, karantina şartlarında, evlerde çekilen bölümlerinin hikayesi de koleksiyonda “Umut” ve “İyilik” galerilerinde mizah yoluyla dayanışma bakış açısıyla ele alınıyor. Ayrıca koleksiyonda Resul Ertaş, Ertan Atay ve Gülnihal Küpeli’nin de dikkat çeken maskeli çalışmalarına yer veriliyor.

Fransa’da yaşayan Türk aktör Fırat Çelik’in yeğeni Ozan’la birlikte karantinada evlerinin bahçesinde çektikleri ve sosyal medyada büyük ilgi gören dans performansları ise bir başka Türk yapımı olarak koleksiyonun “Neşe” galerisinde bulunuyor.

Covidoscope’ta ayrıca, salgın döneminde sıkça örnekleri görülen yardımlaşma, dayanışma ve iyilik hareketlerine de özel bir yer ayrıldı.

Bu yöndeki girişim ve etkinlikler de estetik dışa-vurumlar olarak değerlendirilerek koleksiyona alınıyor. Bu kapsamda Türkiye merkezli Yeryüzü Doktorları Derneğinin salgın dönemindeki özel destek kiti kampanyası da “İyilik” galerisinde görülebiliyor.

AA

Kategoriler
KÜLTÜR-YAŞAM

Kurtarma kazısı başlatılan 72 burçlu Kütahya Kalesi’nde ‘Frig’ kalıntıları aranacak

Kütahya Belediyesi ve İl Özel İdaresi sponsorluğunda Kütahya Müze Müdürlüğü tarafından Paşam Sultan Mahallesi yakınında bulunan aşağı kale kısmında başlatılan kurtarma kazısı, Müze Müdürü Serdar Ünan başkanlığında yürütülüyor.

Kazı çalışmalarının bilimsel danışmanlığını yapan Ege Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Sevinç Gök İpekçioğlu, AA muhabirine, şehre hakim bir tepeye kurulan 72 burca sahip iç kale, aşağı kale ve yukarı kale olmak üzere üç bölümde oluşan Kütahya Kalesi’nin bugüne kadar birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını söyledi.

Kalenin bulunduğu bölgenin Frig medeniyetine dayandığının değerlendirildiğini belirten İpekçioğlu, şöyle devam etti:

“Tarihsel açıdan baktığımızda kentin çok eski bir yerleşime sahip olduğu biliniyor. Ancak, maalesef bugüne kadar herhangi bir veri bulunmuş değil. Kalenin tam olarak ne zaman yapıldığına dair kesin bir bilgi yok. Ancak kalenin oturduğu alanda Frig yerleşmesinin olduğu tahmin ediliyor. Kazılar esnasında bunlara ilişkin birçok kanıt da bulacağımıza inanıyorum. Bu kale birçok döneme ev sahipliği yapmış. Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerini kapsayan geniş bir ev sahipliği söz konusu. Kazı çalışmalarımızda bu dönemlere ilişkin verilerin ortaya çıkarılması amaçlanıyor.”

İpekçioğlu, Kütahya’nın MÖ 12. yüzyıl sonlarına doğru Frigler tarafından kalenin konumlandığı tepe üzerinde kurulan bir kent olabileceğini, kalenin inşa tarihinin ise kentin kuruluşuyla bağdaştırıldığını dile getirdi.

Gezginler Kütahya Kalesi’nden bahsetmiş

Kalenin tarihçesiyle ilgili eski dönemlerde yaşamış gezginlerden günümüze kadar çeşitli bilgiler ulaştığını anlatan Doç. Dr. İpekçioğlu, şunları kaydetti:

“Evliya Çelebi, Katip Çelebi ve Texier gibi yerli ve yabancı pek çok seyyah kaleden bahsetmektedir. Kanuni Sultan Süleyman devrinin ünlü minyatür ustası Matrakçı Nasuh’un yaptığı eserde Kütahya şehri ve dolayısıyla Kütahya Kalesi de bulunmaktadır. Matrakçı Nasuh kale içerisindeki yerleşimi cami, kilise ve evleriyle resmeder. Kütahya Kalesi, bir dönem hapishane olarak kullanılmıştır. Yapılacak arkeolojik çalışmalar ile çeşitli dönemlere ait mimari buluntular ve eserlerin ortaya çıkarılması ile restorasyona yönelik çalışmaların yapılması hedeflenmektedir.”

İpekçioğlu, kalenin 3 burcunda da restorasyon çalışmalarının yapıldığını sözlerine ekledi.

AA

Kategoriler
GÜNDEM KÜLTÜR-YAŞAM

18 ülkede 329 Türk mimari eserini kiliseye çevirdiler

Osmanlı İmparatorluğu’nun hakim olduğu topraklarda 10 yıldır Türk eserlerinin izlerini süren mimar Yüksek Mimar Mehmet Emin Yılmaz, kiliseye dönüştülen camileri, tekkeleri ve çan kulesine çevrilen minareleri tespit etti. Eserlerin bulundukları ülkelere giderek yerinde incelemede bulunan Yılmaz, kiliseye çevrilen mimari yapılarla ilgili detayları AA muhabirine anlattı. “329 mimari yapı tespit ettim”

Çalışmasına önce Balkanlardan başlayan Yılmaz, bulduğu veriler ışığında araştırma sahasını genişlettiğini belirterek, “Önce Macaristan, Bulgaristan ve Yunanistan’a yoğunlaştım. Çünkü en çok kiliseye dönüştürülen yapılar bu 3 ülkede bulunuyor. Daha sonra Cezayir, Ukrayna, Kırım, Gürcistan, Ermenistan, Bosna Hersek, Güney Kıbrıs, Hırvatistan, Kırım, Kosova, Makedonya, Moldova, Romanya, Sırbistan ve Türkiye ile birlikte toplamda 18 ülkede cami, mescit, tekke, türbe gibi Türk eseri olup da çeşitli tarihlerde kiliseye dönüştürülen toplam 329 mimari yapı tespit ettim.” dedi.

Ülke bazında kiliseye dönüştürülen eserlerle ilgili bilgi veren Yılmaz, şunları ifade etti:

“Bulgaristan’da 117 cami, 7 tekke-türbe ve 1 medrese kiliseye, 3 saat kulesi çan kulesine; Hırvatistan’da 8 cami, 1 kule kiliseye; Kırım’da 6 cami ve 1 türbe kiliseye, Kosova’da 1 cami kiliseye, 1 saat kulesi çan kulesine, Ukrayna’da 2 cami kiliseye, bir minare çan kulesine, Makedonya’da 3 cami, 2 türbe, 2 saat kulesi kiliseye; Sırbistan’da 15 cami ve 2 türbe kiliseye, Gürcistan ve Azerbaycan’daki 1’er cami Rus işgalinde kiliseye, Bosna Hersek’teki 3 cami Avusturya işgali sırasında kiliseye, Cezayir’de 3 cami Fransız işgalinde kiliseye, Ermenistan’da ise 2 cami kiliseye dönüştürüldü. Güney Kıbrıs’ta 1 çeşme, Moldova’da 4 cami ve Romanya’da da 5 cami kiliseye dönüştürüldü. Macaristan’da 23 cami, 5 türbe, 1 hamam ve 1 mektep kiliseye dönüştürüldü ancak Avrupa’da Türk eserlerini kiliseye dönüştürmeyen tek millet Macarlardır. Orada dönüştürülen eserlerin tamamı Avusturya işgali sırasında gerçekleştirilmiştir.” Yunanistan’da toplam 101 eser dönüştürüldü

329 yapıdan kiliseye çevrilip “hala faal olan” en çok Türk eserinin, Yunanistan’da bulunduğu bilgisini veren Yılmaz, bu ülkede 74 cami, 19 türbe, 1 imaret ve 2 namazgahın kiliseye çevrildiğini söyledi. Bunların yanı sıra 5 minarenin de çan kulesine dönüştürüldüğünü aktaran Yılmaz, Yunanistan’da toplam 101 eserin dönüştürüldüğünü ifade etti.

“Sofya’da bir gecede 7 minare dinamitlendi”

Yüksek Mimar Mehmet Emin Yılmaz, Türk eserlerinin siyasi ve mekansal gerekçelerle değiştirildiğini belirterek, “Şehir merkezlerindeki büyük anıtsal Türk yapıları ve özellikle de minareler Türk hakimiyetini dolayısıyla İslamı simgeledikleri için yok edilmesi gereken ilk hedef olarak görülüyor. Çok hazindir, Sofya’da 1878’de bir gecede dinamitlerle 7 minare yıktırılıyor.” diye konuştu.

Yılmaz, ikinci gerekçe olan mekan ihtiyacında ise özellikle mübadele yapılan köylerden Türkler boşaltılınca yerine yerleştirilen Ortodoksların kilise ihtiyacı için mevcut camilerin dönüştürüldüğünü ifade etti.

“Sadece camiler değil, tekke, kule ve hamamlar da kiliseye çevrildi”

Camiler dışındaki diğer İslam eserlerinin de kiliseye çevrildiği anlatan Yılmaz, şu bilgileri paylaştı:

“Kiliseye en çok dönüştürülen eserler camiler. Ben 272 cami ve mescit tespit ettim. Camilerden başka 36 tekke-türbe var kiliseye dönüştürülen. Çan kulesine çevrilen saat kuleleri, üzerine çan yapılan minareler var. Hırvatistan’da bir kule, Güney Kıbrıs’ta bir çeşmenin haznesi, Yunanistan’da namazgahta yer alan minber, Ortodoks dua yerine dönüştürülmüş. Sırbistan’da dört duvarı kalmış bir kervansarayın içine kilise inşa edilmiş. Yani sadece camiler değil, tekke, türbe, minare, kule, hamam, çeşme, imaret gibi farklı türde Türk eserleri kiliseye dönüştürülmüş.”

Yüksek Mimar Mehmet Emin Yılmaz, tekkelerin de kiliseye dönüştürüldüğünü aktararak, “Türklerin yoğun yaşadığı Dobruca’da Kanaat Baba Tekkesi şu an kilise. İlginç bir konu da hem Müslümanların hem de Hristiyanların ortak ziyaret alanı olan Bektaşi tekkeleri var. Daha önce ortak ziyaret edilen Bektaşi tekkeleri, Müslüman kalmayınca sessiz sedasız kiliseye dönüştürülüyor.” ifadelerini kullandı.”Ana duvar kıbleye baktığı için tespit edebiliyoruz”

Günümüze kadar ulaşmış olan yapıların hemen hemen hepsini yerinde incelediğine değinen Yılmaz, şöyle devam etti:

“Kiliseye çevrilen eserlerin neredeyse hepsinde, Türk mimarisine ait kubbe, kemer, silme gibi unsurların bilinçli bir şekilde yok edildiğini, mimari özelliklerinin tanınmayacak şekilde değiştirildiğini tespit ettim. Fakat ne kadar dönüştürülürse dönüştürülsün ana duvarlar, biz beden duvarı diyoruz, kıbleye baktığı için ve yönünü değiştiremediklerinden, kiliseleri bu şekilde tesbit etmek mümkün oluyor. Budapeşte’deki Mustafa Paşa Camisini bu şekilde tespit ettim.””Mimari yapılara bizim kadar saygılı davranan başka milletler yok”

Yılmaz, Türklerin dönüştürdükleri yapılardaki mimari özelliklere çok müdahale etmediklerini anlatarak şunları söyledi:

“Mimari yapılara bizim kadar saygılı davranan başka milletler yok. Türklerin geçmiş medeniyetlerle hiçbir kompleksi olmamış, bu yüzden camiye çevirdiğimiz yapılardaki mimari özelliklere müdahale etmemişiz. Bunu en güzel örneği Ayasofya Camisidir. 1453’ten beri gözümüz gibi korumuşuz, hem de kilise özelliklerine müdahale etmeden. Sadece mihrap, minber ve minare eklemişiz. Dıştan esere baktığınızda rahatlıkla eskiden kilise olduğunu anlayabiliyorsunuz. İçeriden de öyle, sadece göz hizasındaki insan tasvirleri sıvanıp kapatılmış. Oysa Avrupalıların kiliseye çevirdiği camilerin mimari özellikleri tümüyle değiştirilmiş.”  “Amacım Türk eserlerini belgelerle tescillemekti”

Geniş bir arşiv araştırması yaptığını dile getiren Yılmaz, “Kiliseye çevrildiğini tespit ettiğim yapıları, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Osmanlı Arşivlerinden tarayarak büyük bir kısmının vakfiyelerine ulaştım ve yapılarla vakfiyeleri eşleştirdim, künye bilgilerini ekledim. Arşiv araştırmasındaki amacım, Türk eserlerini belgelerle tescillemekti. Geçtiğimiz yıllarda bu şekilde Bulgaristan’da devletin el koyduğu, vakıf malı olduğu vakfiyesiyle tescil edilen bazı camiler dava açılarak mülkiyetleri müftülüklerce geri alındı.” şeklinde konuştu.

Türkiye’de bu konuda daha önce merhum Ekrem Hakkı Ayverdi ve Prof. Dr. Semavi Eyice gibi isimlerin kitaplarında ve makalelerinde bazı eserlerin incelendiğini belirten Yılmaz, ancak bütün Osmanlı coğrafyasını içine alan bir çalışmanın olmadığını kaydetti.

Yılmaz, kendi çalışmalarını 575 sayfalık bir kitapta toplayıp 2017’de Prof. Dr. Semavi Eyice’ye takdim ettiğini, çalışma yöntemi ve usul olarak merhum Ayverdi’yi örnek aldığını söyledi.

Yaklaşık 20 yıldır Türk mimari eserleriyle ilgili araştırmalarda bulunan Yüksek Mimar Mehmet Emin Yılmaz, yurt içi ve yurt dışında birçok restorasyon projesinde yer aldı. Türk mimari eserleriyle ilgili çalışmalarını kurumsal yapıya dönüştürmek için “Türk Mimari Araştırma Merkezini” kuran Yılmaz, 2010-2020 yılları arasında yaptığı araştırma sonucunda “Kiliseye Çevrilen Türk Eserleri” kitabını basım aşamasına getirdi.

AA

Kategoriler
KÜLTÜR-YAŞAM

Galata Kulesi’nde bakım çalışmaları sonbahara bırakıldı

Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, restorasyonu devam eden Galata Kulesi’nin dış bakımına, kuşların göçme vaktine kadar bir süre ara verildiğini açıkladı.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, restorasyonu devam eden Galata Kulesi’ne ilişkin değerlendirmede bulundu.

Ersoy, şunları kaydetti:

“Galata Kulesi’nde yürütülen müzeleştirme çalışması sırasında ebabil kuşlarına duyarsız kalamazdık. Kulenin dış bakımına kuşların göçme vaktine kadar ara veriyoruz. Ayrıca müzede Galata’nın kuşları için özel bir bölüm de olacak. Hassasiyet gösteren herkese teşekkür ediyorum.””Galata kuşların yuvası olmaya devam edecek”Vakıflar Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamada ise vakıf medeniyetinin, her tür canlıyı korumak ve yaşatmak için var olduğu hatırlatıldı.

“Bin yıllık vakıf medeniyetimizin kurumsal varisi olan Vakıflar Genel Müdürlüğümüz ezelden vakıf olduğumuz bu misyonla hareket etmektedir.” ifadesi kullanılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Ebabil kuşlarının Galata Kulesi’ndeki yavrulama döngüsü devam ettiği için Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Mehmet Nuri Ersoy’un talimatları doğrultusunda, Bilim Kurulu ve ilgili derneklerle yapılan değerlendirme sonucunda iskelenin acilen kaldırılarak bakım çalışmalarına sonbaharda başlanması kararlaştırılmıştır. Restorasyon sırasında mevcut kuş yuvaları olduğu gibi korunacaktır. Yapılacak müze konsepti içinde Galata’nın kuşlarına özel yer verilecek. Galata, kuşların yuvası olmaya devam edecek.”

AA

Kategoriler
GENEL KÜLTÜR-YAŞAM

Kovid-19 kahvenin 40 yıllık hatırını ‘hiçe saydı’

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) önlemleri kapsamında belirli bir süre kapanan cafe ve restoranlarda vakit geçirilememesi, kahve üreten ülkelerin başında gelen Brezilya başta olmak üzere pek çok ülkenin salgından büyük oranda etkilenmesi, kahve sektörüne de olumsuz yansıdı.

Türk kahve sektörünün paydaşlarından Kahve Dünyası’nın Genel Müdürü Kaan Altınkılıç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, koronavirüs sürecinde mağazalarının geçici olarak kapanmasının, tüketicileri online satışa yönlendirdiğini, ev içi kahve tüketiminin yüzde 25-30 civarında arttığını belirtti.

Altınkılıç, “Yeni normalle, yavaş yavaş da olsa tüketici davranış ve alışkanlıklarının eski seyrine döneceğini tahmin ediyoruz ama kahveseverler bir süre daha online olarak kahve almaya devam edeceklerdir.” değerlendirmesinde bulundu.Salgın sürecinde paket kahveye talep arttı

Kahve Dünyası’nın hem bir kahve zinciri, hem de paketli ürünleri ile bir perakendeci olduğunu kaydeden Altınkılıç, Kovid-19 salgını sürecinde online mağazalar üzerinden kahveseverlerle buluşmaya devam ettiklerini söyledi.

Kahve tiryakilerinin online mağaza üzerinden yaptıkları alışverişleri de analiz eden Altınkılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Koronavirüs salgınının mart ayının ortasından nisan ayının ortasına kadar olan ilk bir aylık sürecinde, online mağazamızın müşteri trafiğinde yüzde 500’lük bir artış gözlemledik. Online sipariş adedinde de önemli bir artış elde ettik. Neredeyse 10 yıldır e-Ticaret platformumuz faaldi ve hızlı şekilde büyüyordu. Online mağaza operasyonumuzu, beş katı büyük bir alanda devam ettirmeye başladık. Koronavirüs döneminde, paket kahve siparişlerinde çok ciddi bir artış yaşandı. Yani koronavirüs öncesi döneme göre kahve sipariş adedinde çarpan ile tanımlayabileceğimiz bir artış söz konusu oldu.”

Türkiye kahve pazarının, zincir kahve mağazaları hariç perakende fiyatlarıyla 2,2 milyar lira ve 50 bin ton civarında olduğunu tahmin ettiklerini belirten Altınkılıç, 50 bin ton satışın yaklaşık 32 bin tonunun mix kahvelerden, 15 bin tonunun Türk kahvesinden ve geriye kalan 3 bin tonunun ise klasik, gold ve kapsül espresso çeşitlerinden oluştuğunu aktardı.

Altınkılıç, “Kahvenin yıllık tonaj büyümesi ortalama yüzde 12 civarında. Değer büyümesi, başta kahve çekirdek fiyatları olmak üzere enflasyon ve enerji maliyetlerine bağlı olarak değişim gösterirken son 2-3 yıl içerisinde yıllık yaklaşık yüzde 20 civarında bir artış olmuştu. Ancak koronavirüsle dünyadaki kahve zincirlerinin geçici olarak kapanması, kahveye olan talebin düşmesine sebep oldu, talepteki düşüş de arzın artmasına yol açtı. Geçtiğimiz günlerde emtia piyasasında yatırımcısına en fazla kaybettiren ürünün yüzde 9,4 ile kahve olduğuna yönelik açıklamaları bu konuyla ilişkilendirebiliriz.” diye konuştu.Kahve fiyatlarında değişim bekleniyor

Arz artmasına rağmen virüsün düzensiz ve belirsiz etkilerinin, dünyanın farklı ülkelerinde de beklenmedik etkiler yarattığının altını çizen Altınkılıç, şunları kaydetti:

“Dünya kahve üretiminin çok büyük bir bölümünü gerçekleştiren Brezilya’daki vaka gelişimlerine baktığımızda ne yazık ki yakın gelecekte fiyatlarda bir volatilite (finansal oynaklık) görmemizin mümkün olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca bu hassas süreçte fiyatlandırmalardan ziyade tedarikteki aksamalar işimizi zorlaştırdı ve zorlaştırmaya da devam edeceğini düşünüyoruz. Tedarik zincirindeki aksamalardan dolayı kahve arzı yüksek olsa da kısa vadede fiyat artışlarıyla karşılaşmak mümkün olacaktır.”

Altınkılıç, toplam kahve ithalatının yüzde 20’sinden fazlasını üstlenerek Türkiye’nin kahve pazarının önemli bir oyuncusu olan Kahve Dünyası’nı, ürün ve iş akışlarında eksiye düşmeyecek şekilde yönettiklerini, kahve tutkunlarını kahvesiz bırakmayacaklarını vurguladı.Misafirler al-götür ve paket servisle ağırlanıyor

Kaan Altınkılıç, salgın nedeniyle herkesin evinde daha fazla zaman geçirdiğini, sürecin, sektör tarafından bakıldığında özellikle tüketici davranışlarında çok farklı etkilere neden olduğunu dile getirdi.

“Bu dönem bize tüketici karakterinden satın alma alışkanlıklarını analiz etmede farklı deneyimler kazandırdı. Hala bir kafede oturup kahvemizi içmeyi seviyoruz ama masaya servis noktasında daha çekimser davranıyoruz.” diyen Altınkılıç, normalleşmeyle birlikte sunumda değişikliğe gittiklerini, artık masaya servis hizmeti sunmadan al-götür veya paket servis hizmetiyle misafirleri ağırladıklarını ifade etti.

Altınkılıç, fiziki teması en aza indirmek ve müşterileri bekletmemek için “Hazır-Al” uygulamasını hayata geçirdiklerini belirterek, müşterilerin mobil uygulamadan mağazalara gitmeden sipariş verebileceklerini, yakında da “Al-Götür” mağaza konseptini kullanıma alacaklarını sözlerine ekledi. 

AA

Kategoriler
KÜLTÜR-YAŞAM

Türkiye’de ‘Mavi Bayraklı’ plaj sayısı 486’ya ulaştı

Uluslararası Çevre Eğitim Vakfının 2020 yılı değerlendirmeleri sonucunda, 486 plajı “Mavi Bayrağı” hak eden Türkiye, İspanya ve Yunanistan’dan sonra dünyanın en çok mavi bayraklı 3’üncü ülkesi oldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Türkiye dünyanın en seçkin turizm ve çevre ödüllerinden “Mavi Bayrak”ta bu yıl da zirvedeki yerini korudu.

İspanya ve Yunanistan’ın ardından dünyanın en çok Mavi Bayraklı 3’üncü ülkesi olan Türkiye’nin ödüllü plaj sayısı bu yıl 486 oldu.

Merkezi Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ta bulunan FEE’nin verdiği Mavi Bayrak ödüllerinin 2020 yılı değerlendirmeleri sonucunda, geçen yıl 463 olan ödüllü plaj sayısı 486’ya ulaştı. 

Türkiye’de 22 marina ve 7 yat ise bu yıl Mavi Bayrak ödülü almaya hak kazandı.

Mavi Bayraklı plaj sayıları Antalya’da 206’ya, Muğla’da 105’e, Aydın’da 35’e, İzmir’de 52’ye, Balıkesir’de 31’e, İstanbul’da 2’ye, Samsun’da da 13’e yükseldi. Çanakkale, Kırklareli, Kocaeli, Düzce, Ordu, Mersin ve Van’da ise geçen yılın rakamları korundu. 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, plaj sayısında, 2023’te, uluslararası Mavi Bayrak uygulaması yapan 50 FEE üyesi ülke arasında dünya birinciliğini hedefliyor. 

Bakanlığın öncülüğünde 1993’te Mavi Bayrak programının ulusal takipçisi olarak kurulan Türkiye Çevre Eğitim Vakfının (TÜRÇEV) “http://www.mavibayrak.org.tr/” internet adresinden 2020 yılı ödüllerine ilişkin tüm detaylara ulaşılabiliyor.

AA

Kategoriler
KÜLTÜR-YAŞAM

Cumhurbaşkanlığından 23 Nisan’da İstanbul’dan dünyaya sevgi konseri

Cumhurbaşkanlığı tarafından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla “7 tepenin şehrinden 7 kıtaya” düzenlenen konser, İletişim Başkanlığının YouTube kanalından yayınlandı. 

Konserde, İstanbul semalarından tüm dünyaya sevgi ve birlik çağrısında bulunuldu.

Konserde, Kovid-19 salgını nedeniyle yaşanmakta olan bu zor dönemde sanatçıların İstanbul’un yedi farklı noktasından gerçekleştirdikleri performanslarıyla tüm dünyaya dayanışma mesajı verildi.

Salgınla mücadele eden birçok ülkeye tıbbi malzeme yardımında da bulunan Cumhurbaşkanlığı, kıtaların buluştuğu İstanbul’da bu kez de kalpleri buluşturarak birlik ve bütünlük bilincini vurguladı. 

Ludwig van Beethoven’in 9. Senfonisi’nin Franz Liszt tarafından yapılmış piyano düzenlemelerinin dünyadaki sayılı icracısından olan piyanist İdil Biret, “İnsanlık Senfonisi” olarak da bilinen bu ölümsüz eseri 15 Temmuz Şehitler Köprüsü üzerinde seslendirdi. Eserlere İstanbul manzarası eşlik etti

Arpist Şirin Pancaroğlu ve ses sanatçısı Bora Uymaz, Yunus Emre’nin “Ben Yürürem Yane Yane” ilahisini Kız Kulesi’nde icra etti. 

Ayasofya’da neyzen Yavuz Akalın “Segah Peşrev” (Yusuf Paşa), Topkapı Sarayı’nda udi Murat Bağdatlı “Kürdilihicazkar Longa” (Kemani Sebuh), Galata Kulesi’nde flüt sanatçısı Elif Yurdakul Baykurt “Syrinx” (Claude Debussy), Dolmabahçe Sarayı’nda tamburi Özer Özel ve kemençe sanatçısı Aslıhan Eruzun Özel “Nihavend Saz Semai” (Mesut Cemil Bey), Pierre Loti Tepesi’nde kanuni Serkan Mesut Halili “Şehnaz Longa” (Santuri Ethem Bey) eserlerini seslendirdi. 

Muhteşem İstanbul manzaraları fonunda gerçekleşen konserde, gerek klasik Türk müziği gerekse klasik Batı müziğinden eserler sunulurken, Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş̧-ı Veli, Pir Sultan Abdal’dan Immanuel Kant, Thomas Aquinas, Alphonse de Lamartine’e Doğu ve Batı dünyasının önemli düşünürlerinin sevgi ve insanlık mesajları da müziğe eşlik etti. 

Konser yayını, fonda Türk bayrağı dalgalanırken “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun” ifadesiyle son buldu. 

AA

Kategoriler
GENEL KÜLTÜR-YAŞAM

Türkiye çocuk nüfusunda AB ülkelerini geride bıraktı

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 23 Nisan’ın 100. yıl dönümüne özel “Çocuk Bülteni” hazıladı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 100. kuruluş yıl dönümü ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na yönelik 113 sayfalık Çocuk Bülteni’nde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 23 Nisan’ı yalnızca Türk çocuklarına değil, tüm dünya çocuklarına armağan ettiği vurgulandı.

Bültende, Türkiye’de geçmişten bugüne çocuklar için yürütülen hizmetler, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki çocuk koruma politikaları, Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuk koruma mevzuatının gelişimi ile nüfus içinde çocukların yeri kapsamlı bir şekilde anlatıldı.Türkiye, çocuk nüfus oranında AB ülkelerini geride bıraktı

Bültende çocuklarla ilgili dikkat çekici istatistiklere de yer verildi. Buna göre, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri içerisinde, 0-18 yaş aralığında en yüksek nüfusa sahip ülke, yüzde 24,8 ile İrlanda. Bunu sırasıyla Fransa (yüzde 21,9), Birleşik Krallık (yüzde 21,1) ve İsveç (yüzde 21) takip etti. AB ülkelerinin çocuk nüfus ortalaması ise yüzde 18,7 olarak hesaplandı.

Türkiye ise 2019 sonu itibarıyla yüzde 27,5’e ulaşan çocuk nüfus oranıyla tüm AB ülkelerini geride bıraktı. Türkiye nüfusunun 22 milyon 876 bin 798’ini 0-18 yaş aralığı çocuklar oluşturdu. Türkiye’deki çocuk nüfus oranının, AB ülkeleri çocuk nüfusu ortalamasından yüzde 8,8 daha yüksek olduğu kaydedildi. 6 milyon 461 bin 39’la 4-6 yaş grubu çocuklar, Türkiye’nin çocuk nüfusu içinde en yoğun grup oldu.

AB ülkeleri içerisinde Almanya (yüzde 16,4) ve İtalya (yüzde 16,2) AB çocuk nüfusu oranının en düşük olduğu ülkeler arasında yer aldı.Çocuk nüfusu, 2080’de yüzde 19’a gerileyecek

TÜİK’in nüfus projeksiyonlarının da aktarıldığı bültene göre, 1935’te nüfusun yüzde 45’ini, 1970’te yüzde 48,5’ini, 2000’de ise yüzde 35,2’sini oluşturan çocuk nüfus oranının, AB ülkelerine kıyasla yüksek olmasına karşın, düşüş eğiliminde olduğu belirlendi. Çocuk nüfusunun, toplam nüfusa oranının 2023’te yüzde 27’ye, 2040’ta yüzde 23,3’e ve 2080’de de yüzde 19’a gerileyeceği öngörüldü.1,5 milyondan fazla çocuk, okul öncesi eğitimde

Türkiye’de Aralık 2019 itibarıyla 0-6 yaş grubu çocuklara hizmet sunan 32 bin 542 kreş ve anaokulunda, toplam 1 milyon 612 bin 455 çocuk hizmet alıyor.

Okul öncesi eğitimin her yaş grubunda yıllara göre artış gösterdiği belirtilen bültende, 2018–2019 eğitim öğretim yılında 3-5 yaş grubunda oranın 39,1’e, 4-5 yaş grubunda 50,8’e ve 5 yaş grubunda 68,3’e yükseldiği kaydedildi. Bültende MEB verilerine göre, net okullaşma oranlarının ilköğretimde yüzde 90’ın üzerine, ortaöğretimde ise yüzde 85’e ulaştığına işaret edildi.3 bin 300 dezavantajlı çocuk özel kreşlere devlet desteğiyle gidiyor

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının dezavantajlı durumdaki çocuklar için yürüttüğü çalışmalar hakkında da bilgi verilen bültende, Bakanlığın açılış izni verdiği özel kreş, gündüz bakımevleri ile özel çocuk kulüplerinin kapasitelerinin yüzde 3’ünü okul öncesi eğitimden yararlanamayan dezavantajlı çocuklara ayırmak zorunda olduğu anımsatıldı.

Bu kapsamda, toplam 3 bin 300 çocuk, özel kreş, gündüz bakımevleri ile özel çocuk kulüplerinden ücretsiz olarak yararlanırken, ücretsiz olarak desteklenen çocuklar arasında en yoğunluklu grubun ekonomik gücü yeterli olmayan ve tek ebeveyni ile yaşayan çocukların oluşturduğu ortaya kondu.”Aile” odaklı destekler arttı

Ekonomik açıdan dezavantajlı durumdaki çocukların öncelikle aileleri yanında desteklenmesi amacıyla yürütülen Sosyal Ekonomik Destek (SED) hizmetinden faydalanan çocuk sayısı 2019 sonu itibarıyla 128 bin 47’ye ulaştı. Bakanlık, SED kapsamında 2020 yılı itibarıyla ailelere aylık ortalama 1023 lira ödedi.

Ayrıca SED’in etkinliğinin artırılmasına ilişkin Okul Destek Projesiyle de 5. ve 8. sınıf aralığında eğitimine devam eden 15 bin 740 çocuğun sosyal, kültürel, sportif ve akademik faaliyetlerden faydalanması sağlandı.

Mart 2020 itibarıyla 7 bin 435 çocuk koruyucu aile yanına yerleştirildi. Koruyucu aile yanındaki çocukların 789’unu engelli çocuklar, yüzde 3,5’unu ise yabancı uyruklu çocuklar oluşturdu.Binlerce risk altındaki çocuğa ulaşıldı

Mobil ekipler aracılığıyla Haziran 2017’den bugüne kadar sokakta çalıştırıldığı saptanan 20 bin 176 çocuğu bu durumdan kurtaran Bakanlık, risk altındaki çocukların, Sosyal Hizmet Merkezleri aracılığıyla izlenebilmesi için başlatılan “Çocuklar Güvende Programı” kapsamında 32 bin 665 izleme çalışması gerçekleştirdi.

Öte yandan koruma ve bakım altında bulunan yaklaşık 14 bin çocuğun ev ortamında büyüyebilmesi amacıyla koğuş tipi yurtları kapatarak, Çocuk Evleri sistemini uygulamaya alan Bakanlık, çocukların eğitim süreçlerinin yanında sosyal ve kültürel gelişimlerini de destekledi.

Toplam 2 bin 225 çocuk, devlet desteğiyle özel okulda eğitim alırken, kuruluş bakımında 1910’u lisanslı, 23’ü de lisanslı milli sporcu çocuk bulunuyor. Bakanlık, kuruluş bakımından ayrılan binlerce gence iş ve sosyal hayatlarına uyumlarını kolaylaştırmak amacıyla da rehberlik desteği veriyor.

– Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından hazırlanan “Çocuk Bülteni”ne göre, Türkiye, yüzde 27,5’a ulaşan çocuk nüfus oranıyla ortalaması yüzde 18,7 olan AB ülkelerini geride bırakıyor.
– Türkiye’de çocuk nüfusu içinde en yoğun grubu, 6 milyon 461 bin 39’la 4-6 yaş oluşturuyor

AA

Kategoriler
GENEL KÜLTÜR-YAŞAM

Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy: Öngörümüz turizm sezonu mayıs sonuna ertelenecek

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, CNN Türk’de gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

Bakan Ersoy, 15 Nisan’ın çok kritik bir tarih olduğuna, dünyanın ve Türkiye’nin bu tarihe ne şekilde gireceğinin önemine işaret etti.

Turizm sezonunun ertelenmesine ilişkin Ersoy, “Bizim öngörümüz, mayıs sonuna ertelenecek, şu anki gidişat onu gösteriyor. Ramazan Bayramı bizim için başlangıç olabilir, iç turizm hareketleriyle Ramazan Bayramı ile birlikte turizm hareketleri de Türkiye genelinde başlar diye umuyoruz.” diye konuştu.

Koronavirüs nedeniyle Türkiye’deki rezervasyon iptallerine ilişkin soruya karşılık Ersoy, 2020 sezonuna çok ciddi şekilde hazırlık yapıldığını, Türkiye’nin turizm sektörü olarak dünya genelinde en yoğun tanıtım kampanyası yapan ülke olduğunu söyledi.

Bu sene için belirlenen 58 milyon turist hedefinin yakalanamayacağını belirten Ersoy, yurt dışındaki tur operatörleriyle konuştuğunu, Türkiye’nin ileriye dönük rezervasyonlarda en az iptale sahip ülke olduğu bilgisini aldığını dile getirdi.

Yurt dışındaki tur operatörlerinin verdiği bilgiyi paylaşan Ersoy, “Az sayıda satış başladı ve orada da Türkiye satışları diğer ülkelerle kıyaslandığında ‘açık ara ileri’ diyorlar. Bu açıdan baktığınız zaman sevindirici.” dedi.

Bakan Ersoy, Türkiye’ye yolcu tedariği yapan ülkelerdeki düzelme ile birlikte hızlı bir şekilde kaybedilen sayıların tekrar yukarıya çıkacağını ifade etti. Ersoy, “İnşallah Ramazan Bayramı’na tekrar turizm hareketlerinin başlayacağını görürüz. Tabii ilk hareketler iç turizmde başlayacak. Yani önce içerideki hareketlenmeler başlayacak.” ifadesini kullandı.”Acentelerin avans ödemelerini yapmalarını sağlıyoruz”

Koronavirüsle mücadele kapsamında açıklanan destek paketinden kültür ve turizm alanında kimlerin faydalanacağına ilişkin bilgi veren Ersoy, paydaşlar için sektöre dönük yapılan çalışmaları anlattı.

Maliye ve Hazine bakanlıklarının ve ilgili bakanlıkların Kültür ve Turizm Bakanlığıyla koordineli bir şekilde çalıştığını aktaran Ersoy, ilk etapta vergi ödevinin ötelenmesi maddesinin geçtiğini söyledi. 

Ersoy, finansman konusunda sıkıntı olduğunu, bu kapsamda Kredi Garanti Fonu limitlerinin arttırıldığını dile getirdi.

Rutin Kredi Garanti Fonu kredilendirmesinin dışında döviz getirici işlem yapan seyahat acenteleri ve konaklama sektörü için döviz getirici Eximbank kredilerinin bulunduğunu, bunlara ilave limitler sağlandığını belirten Ersoy, şöyle devam etti:

“Devletin Kredi Garanti Fonu kefalet oranı yüzde 80’den yüzde 100’e çıkarıldı, yani tamamına kefil oluyor. Siz eğer döviz getirici bir işlem yapıyorsanız ki seyahat acenteleri ve konaklama sektörü bundan yararlanabiliyor. Burada yüzde 100’e çıkıyor kefalet oranı. Bunlarla ilgili yeni bir limit tanımlaması da yapıldı. Pazartesi gününden itibaren Eximbank ve Kredi Garanti Fonu ile anlaşmalı protokollü bankalar da bu finansmanın kullanımına başlayacak.

Kredi paketi oluşturduklarını aktaran Ersoy, “Otellere avans geri ödeme kredisi diye bir kredi veriyoruz. Bu kredi ile acentelerin yapamadıkları avans ödemelerini yapmalarını sağlıyoruz. 6 aylık bir kredi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na direk başvuruluyor. 27 Mart ve öncesi, acentelerden bu otellere yapılmış ödemelerin, avansların geri ödenmesine olanak sağlayan bir kredi paketi. İki haftalık bir başvuru süresi var, pazartesi günü başladı. 2 hafta içinde başvuruları toplayacağız hızlı bir şekilde de hayata geçireceğiz.” değerlendirmesini yaptı.”Bu yıl için acentelerin TÜRSAB’a aidat ödemesi gerekmiyor”

Vadesi gelen acil kredilerin 3 aydan aşağı olmamak üzere ötelenmesi ile ilgili bir çalışmanın bulunduğunu, bunun turizm sektörü için 12 aya kadar çıkarılabildiğini anlatan Ersoy, daha birçok önlem paketine eklenen konular olduğunu kaydetti.

Ersoy, devletten kiralanmış arsalar üzerinde otel yatırımı yapanlar için de bir çalışmanın hayata geçirildiğini hatırlatarak, konaklama vergisinin de 1 Ocak 2021’e ertelendiğini aktardı.

Seyahat acentelerini ilgilendiren Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) aidatlarının olduğunu, bununla ilgili 2020’de kanuni bir düzenleme yapılması gerektiğini belirten Ersoy, “Aidatlar alınmayacak bununla ilgili kanun paketini de torba teklif içinde gönderdik her an Meclis’ten çıkabilir. TÜRSAB’ın da onayıyla yaptık. Bu yıl için seyahat acentelerinin TÜRSAB’a aidat ödemeleri gerekmiyor.” diye konuştu.

Bakanlığa bağlı müze ve ören yerlerinde seyahat acentelerinin komisyon oranlarının yüzden 20’den yüzde 30’a çıkarıldığını ifade eden Ersoy, “10-15 Ekim’e kadar getirdikleri turistler için aldıkları komisyon oranlarını yani yüzde 50 oranında artırdık. Yüzde 20 olan komisyon oranlarını yüzde 30’a çıkartarak, böyle bir desteği de devreye almış olduk.” ifadesini kullandı.”Yapılacak düzenlemelerle hava trafiği başlayacak”

Ersoy, turizm sektöründeki çalışanların durumlarını da değerlendirdi. “Askıda duran” personelin geçmişte kısa çalışma programına dahil edilemediğini ancak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile yaptıklarını görüşmeler sonunda bir mütalaa yayımlattıklarını aktaran Ersoy, “Artık onlar da yararlanabiliyor. Turizm sektöründe askıdaki personel kısa çalışma programına dahil edilebiliyor. Özellikle turizm işletmelerine buradan duyuruyorum, lütfen askıdaki personeli geri çağırsınlar, işe girişlerini yapsınlar ve kısa çalışma ödeneğinden yararlandırsınlar.” dedi. 

Bakan Ersoy, turizm sektörüne özel, askıdaki personeli kapsayacak şekilde, Kısa Çalışma Ödeneği’ne ek başvuru imkanı getirildiğini söyledi. 

Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı esnafa dönük çalışmaları olduğunu da aktaran Ersoy, Kapalı Çarşı ile Mısır Çarşısı’nın yanında, Edirne Ali Paşa Çarşısı, Selimiye Arastası ve Vakıflar Genel Müdürlüğünden kiralanan konaklama turizm tesislerini kapsayacak bir çalışma yaptıklarını, bunların nisan-mayıs-haziran kiralarının, temmuzdan itibaren 6 aya eşit şekilde dağıtılacağını ve faizsiz şekilde öteleneceğini bildirdi. 

Ersoy, iç turizmin hareketlenmesi için önlemleri olup olmayacağı yönündeki soru üzerine, öncelikle ülkedeki yangının kontrol altına alınacağını, daha sonra Türkiye’ye yolcu tedariği yapan ülkeleri izleyeceklerini ve yapılacak düzenlemelerle hava trafiğinin başlayacağını belirtti. 

Hava trafiğinin Asya’dan açılacağını düşündüklerini aktaran Ersoy, “Akabinde Rusya ve Rusça konuşan ülkelerden hava trafiğinin hareketleneceğini düşünüyoruz. Sonrasında Orta Avrupa, Batı Avrupa, İngiltere ve Amerika kıtasına doğru bütün düzelmenin olacağını düşünüyoruz. Biz, toplum olarak bu işi disiplinli şekilde götürebilirsek içeride de trafik başlamış olacak, her hafta buna yurt dışı trafiği de eklenerek haziran sonuna turizm trafiğinde tamamen düzelme olacağını öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.”Açığa alınan biletler pandemiden sonra kullanılabilecek”

Bakan Ersoy, rezervasyon yaptıran, taksit ödeyen ve uçak parası iade edilmeyen vatandaşların sorunlarına yönelik bir çalışma olup olmadığı yönündeki soru üzerine ise şunları kaydetti:

“Dünyada nasıl oluyorsa ülkemizde de öyle oluyor. Sivil havacılık genelgelerinde de yayınlanıyor. Şu anda biletlerini açığa alabiliyorlar, yıl sonuna kadar istedikleri şekilde, hatta pandemi olayı kalktıktan sonra bir yıl içinde istedikleri şekilde de kullanabiliyorlar. Açığa almanın olası fiyat artışlarından etkilenmeme gibi bir avantajı var ama zaten ağırlıklı olarak devlet hava yolu ile taşınan yolcular olduğu için aslında seyahatin iptali değil, ertelenmesi şeklinde bakabilirler.”

Ersoy, rezervasyon işlemlerinde yaşanan sorunların tüketici hakları ile ilgili olduğunu ve kendi bakanlığı kontrolüne girmediğini, isteyen vatandaşların bu yöndeki yasal haklarını kullanabileceğini söyledi. Özel tiyatrolara destek paketi

Bakanlığa bağlı kültür ve sanat kurumlarında ne gibi önlemler alındığı yönündeki soruya da Ersoy, bu sene için tiyatroların 2019-2020 destek paketlerinde sergilemeyi taahhüt ettikleri performansları gerçekleştiremeseler dahi ödemelerinin yapılacağını bildirdi.

Bakan Ersoy, ayrıca tiyatrolara 2020-2021’de verilen destekleme paketlerindeki destek tavan limitini yukarı çektiklerini belirterek, şunları kaydetti:

“Destek kapsamına aldığımız tiyatro sayısında da ciddi artışa gidiyoruz. Başvuruları temmuz başına, ödemeleri de eylül başına çekiyoruz. Ortalık yatıştıktan sonra finansman ihtiyaçları olacak, o finansman destek paketlerini erkene çekiyoruz ki sezona daha rahat girsinler. Üçüncü nokta, özel tiyatrolarla bu kriz sırasında çok görüşmeye başladık, oradaki arkadaşlar bizi ziyaret ediyor, biz de toplantılara katılıyoruz. Onlarla ilgili de destek paketi hazırlıyoruz. Özellikle tiyatro sahnelerinin kapasiteleri ve istihdam ettikleri SGK’lı personel ve sanatçılarıyla orantılı bir destek paketi hazırlıyoruz. Çok kısa sürede bunu da kesinleştirip, bu destek paketinden özel tiyatroların iştiraki olan personelin yararlanmasını sağlayacağız.” 

“Evde Kal” kampanyasına destek olmak için bakanlık arşivinde bulunan materyalleri YouTube sitesinden yayınladıklarını, “Etkin Kütüphane Evinizde”, ”e-kitap”, ”Konuşan Kitaplık”, ”Kütüphanem Cepte” uygulamalarını başlattıklarını, müze meraklıları için “sanalmüze.gov.tr”yi ziyarete açtıklarını anlatan Ersoy, bunların çok talep gördüğünü, sanal müze sayılarını da artırmayı düşündüklerini vurguladı.”Düzenli olarak testlerimizi de yaptırıyoruz”

Kişisel olarak hangi önlemleri aldıkları yönündeki soruya üzerine Ersoy, şu ifadeleri kullandı:

“Genelde biz de interneti ve dijitali kullanıyoruz, video konferans yöntemiyle konuşuyoruz. Ben bakanlığa düzenli olarak geliyorum. Normalde ailem İstanbul’da yaşıyor, oradaki trafiği azalttık, eskisi kadar sık gitmiyorum. Ankara’dayım. Çevremdeki personel sayısı belli zaten. Bakanlık görevlilerinin çoğu da zaten dijital ortamla bağlanıp çalışıyorlar ama çok yakınımızda belli personelimiz var. Biz, düzenli olarak testlerimizi de yaptırıyoruz, devlet kademesinde düzenli şekilde takip ediliyoruz. Şu anda devletin çalışması lazım. Biz çekilemeyiz, bizim devrede olmamız lazım, herkes bizden hizmet bekliyor ama biz de maksimum seviyede dikkat ediyoruz.” 

Bakan Ersoy, salgın nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlara başsağlığı, tedavi gören vatandaşlara da acil şifalar dileyerek, herkesi Sağlık Bakanlığı ile Bilim Kurulunun koyduğu kurallara uymaya davet etti.

AA